Çekmesinler Film Yazmasınlar Şiir

Posted in vv on 1 Aralık, 2008 by iyonosfereulasamamisradyodalgasi

aktozufj32

     İçinin zehirini akıtırken böyle dedi fahişe…Neden ağlarımki filmlere? Ne diye okurumki şiirleri?Yaşayamadığım yaşamadığım ve yaşayamıyacağım aşkları anlatır o filmler ya o şiirler? Çoğu deli bir ressamın yanlışlıkla attığı bir fırça darbesi sanki onun hayatına…En çokta ağlarken ayıplanmak,saklanmak,utanmak koyuyordu ona .Niçin sokaktaki insanlar güldüğünde dikkat çekmiyorlarda ağlayınca ayıplanıyorlar.Oysa o çocukluğundan beri gözyaşlarının cennetten geldiğine inandırmıştı kendini.Cennetteki bir ırmaktan.Cennetten bize bakan sade ruhların fanilere üzülürken akıttığı yaşlarla dolan küçük bir ırmak.Kahkalarda cehennem işi derdi hep şeytanın yakarken sahte ruhları çıkardığı sesti kahkaha.Saçmaladım dedi gene ve koca bir siktir çekti kendine.Bir film daha koydu,bir şiir daha okudu.Filmdeki esas kız olacaktı şimdi hayallerinde yaşayamadığı aşkların acısını çıkaracaktı.Ben fahişeyim dedi bir yerde okumuştu ’sevmediğin bir kadınla,sevmediğin bir erkekle yaşamak,güvenliğin için yaşamak,garanti için yaşamak,ekonomik destek için yaşamak,sevgi dışındaki herhangi bir neden için yaşamak onu orospuluktan başka bir şey yapmaz’.Ya ben  kahrolası bir alışkanlık için yaşıyorum ‘orospuyum’ dedi akıttı zehrini…

alt dudak

Posted in deneme yamulma on 22 Kasım, 2008 by iyonosfereulasamamisradyodalgasi

dudakbaktımı? bakmadımı ? sevgilisi var mı ? ayy yoksa kel mi? hihi…=) bölümü ne acaba ? nerden mezun? ohaa msn imi aldı ….ayy msn e nine ekledi  beni ya…kızııım var yaa üç e dörde kadar konuşuyoruz o kadar ortak noktamız var ki…yaa uyurken o da elini yastığın altına koyuyomuşş biliomusun….bugun beni gördü ama niye selam vermedi ki..=( aaa bugun görmemişi ya beni…kesin bu hafta çıkıyoruz….—————————————-(mavi ekran ) biriyle çıkmaya başlamış ühühühühüühühühhü———————————————–(haftalar süren mavi ekran )

 Ey sen! sevgilisi olupta yokmuş gibi yapan insan

Sen! sevgilimle aram kötü diyerek yeni kısmetleri kaçırmak istemeyen

Doymak bilmeyen 2 hafta onunla 3 hafta bununla insanların duygularıyla oynayan

Sevgiliden ayrılıp eski flörte dert yanan sen!

Ha ayrıldım ha ayrılıcam diyip eski flörtü oyalayan

Sen doymak bilmeyen varlık! ancak aşkın alt dudağından öpebilirsin sen….bu da sana en büyük cezam olsun …susarım…

henüz

Posted in hopORda etiketler ile , , , , , , , on 7 Kasım, 2008 by ksinema

Geleceğimin ipuçlarını geçmişimin senaryosunda altını çizenlere, hatta daire içerisine alıp gözüme sokanlara henüz verebilecek bir servetim yok..

Doymayan insanoğlunun bir neferi olarak eğlenceye doymayışım, ders almayışımın kırıntılarını takip ederek gelecekte hayal ettiğim noktaları elde edip birleştirerek mutluluğun resmini yapma hedefimden her an uzaklaşmakla beraber bu durumdan ve bunu yaratan “ben”den gittikçe nefret ediyorum.

Odamda o hep arkasında hazineler bulduğumu iddia ettiğim bir aynanın bile olmayışı sanırım kendimi kandırdığımı kendime daha doğrusu doğrudan yüzüme itiraf etmeye hala korktuğumu gösteriyor, henüz yok. Yarın odama kocaman bir ayna alıyorum, geceleri evet evet hem de her gece karşısına geçip “ben”in dedikodusunu yapma kararıma bu sefer tam olarak eminim, verdim gitti.

Peki ya sağlık, geçmişten suskun ve düzgünmüş edasıyla yuvarlanıp devrolanın geleceği nasıl gözüküyor diye oluşan sorumun cevabını ayna’nın veremeyeceğini bildiğimdendir ki  yakın zamanda doktor yolu gözüktü, korkuyorum. Aile bireylerinin bir kaç sene ara ile aynı sorundan dolayı ameliyat geçirmesine yol açan kist olayının bende de olmasından, sigara ve alkolün bünyeye vermiş olacabileceği durumlardan, doktor odası kokusundan, doktorların hızlı yazı yazmasından, hemşirelerin aslında gudubet olan suratlarının bana hep sinsi bir son gülüş ifadesi gibi gelmesinden evet çok korkuyorum, ama henüz.

Belirlediğim hedefe doğru ters istikamette depar atışımı inatla neden sürdürdüğümü bilmemekten siniri bozulan ben, bana yetmemeye başladım, yardım olsa iyi olur gibi gözüküyor.

Henüz yalnızlığın garipdir, ağır şekilde içe dokanmaması iyi de olsa, ah, keşke hep böyle olsa.

Arkadaşların beni unutmadıklarını göstermelerine karşı benim gösterdiğim vefasızlığı sürdürürsem, döndüğümde, giderkenki uğurlayan bir stat insanın yerine sadece yedek kulübesine hitap edebileceğim düşüncesi hoş olmadığından nerede satılıyorsa yarın bir dirhem vefa satın alınmalı.

Yıllar sonra zırrrr diye ötüp uyandıran saatime  pil gerekli, hasta horoz gibi bu aralar.

Vücudumdaki nefret rezervinin yüzde doksanını kaplayan kedi nefretiylo ironik durumum sudan kaçma umarım kuduz belirtisi değildir.. Henüz..

Henüz, bu kadar…

neden olmasın, olsun olsun

Posted in HayatDemişlerAdına etiketler ile , , , , , , , on 6 Kasım, 2008 by ksinema

Bedenim, daha hızlı olsa deli dana gibi hızlı koşsam, daha esnek kedi gibi küçücük deliklerden geçebilsem, daha güçlü olsa freni boşalmış kamyonu durdurabilsem ama bunları yaparken kahraman olmasam, antilisinden olsam..

Ünüm diyardan diyara dolaşsa, herkes beni binlerce değişik görünüşe, karaktere bürüse, amacım olmasa ama insanlar bu amacın ne büyük bir amaç olduğunu söyleyip her an beni yüceltseler. Bilmeseler insani zaaflarımı, korkularımı, kaçışlarımı, her an hayattan uzaklaşmak için yeni dünyalar peşinde hop hop zıpladığımı..

Hayallerin sonu olmasa ve günlerden bir gün, ayna karşısında kahramanlık yapmam gerekse. Öyle bir mizansen ki her tarafta görünmez duvarlar ardından dünya benim fos olup olmadığımı anlamak için beklese, ve motor…

Yine yalnız olduğumu bildiğimden dolayı maskemi çıkarıp kendimle yüzleşebilme cesareti göstersem, akabinde, nedense, çakan şimşekten tırssam ve bu tırsıklığımı saklama gereği duymasam ve tataaa, duvarların ardındakilerin bir kısmı hayal kırıklıklarını bacaklarının arasına kıstırıp gitseler, farkında olmasam..

Göz ucuyla kessem aynayı, ayna bana dönüp bir an bile bakmasa, aynanın ayağına tıpış tıpış gitsem, üstünlüğünü kabul etsem.. Gücümün sınırsız olduğunu sananların aciz gösteriden biletlerini yırtarak ayrılmasından sonra kalan eş dost da yarım ağız içlerinden yardım gerekip gerekmediğini sorsalar, duymasam, yalnızlık pelerinime terimi silsem..

Daha da yaklaşsam aynaya, az sonra ölücekmişim gibi geçmişten kareler hızla belirse hesaplaşmak için birini seçsem tam ekran büyütsem.. Bekle diyen bir yüz, hangi dönemin kraliçesi hatırlamasam, uzatsa elini çekinmeden tutsam, sıkı sıkı tutsa sıkılsam, çekinmeden bıraksam.. Üzüntü yaratsam geçmişte o an ne yapacağımı bilemesem, geçmişin neresiyle hesaplaşsam, “neden”i aynanın değil, kendimin de sorması gerektiğine karar kılsam, fotoğraf yok olsa..

Sıradaki fotoğraf kendiliğinden aynayı kaplasa, doğsam ben seçme hakkımın olmadığı bir dünyaya.. Sıradan bir bebek olarak, sıradan bir hayata atsalar beni, tozla toprakla anti-kahraman olduğumu bilmeden yetiştirilsem, kısıtlı çevrenin getirileri içimde varolanlardan çok şeyler götürse. Bu sefer ben sorsam “neden” diye en yüksek sesimle, yankılanan seste cevap var gibi yapıp ayna yine beni gösterse, zaman o an yavaşlasa, durağanlık anlam taşısa…

Seçme hakkımın son ve üçüncü fotoğrafı, ayna, fotoğraf kalmayıp özüne dönse ve aslında hareketli o anım fotoğraf olarak benle aynı şekilde vuku bulsa.. Soru olmasa, cevap da olmasa, izleyenler beni benle yalnız bıraksalar, ama ilk defa yalnızlık pelerinim düşse, ama yine de üşümesem… Kimse kalmadığı için ünüm o anda sıfırlansa, eş dost bile arkamdan beş kuruşluk kahraman diye söz etse, ama ilk defa aynada kahraman olduğumu hissetsem, onu, ailemi, geçmişimi, geleceğimi, beni yaratanları bu sefer ben yaratsam cevabı ben olan bir soru fotoğrafı şeklinde..

Gülümsesem, son joker gibi gülümsesem, tüm deliliğimle gülümsesem, gülümsemelerini sağlayacak şekilde gülümsesem, galip gelen en anti-kahraman olsam. “Ben” olsam, hep olsam, hep olsa, hep olsalar, yaratılmadığını düşündüğüm hayatı ben yaratsam, bu sefer ve her sefer benden olsa..

Neden olmasın?

Olsun olsun..

Son olarak, imza atmasam hep parmak bassam..

istemek

Posted in Ayna İçi etiketler ile , , , , , on 31 Ekim, 2008 by ksinema

Dişlerim sızlamak, gözlerim ağlamak, beynim düşünmemek, elim sıcaklık istiyor. Peki ben ne istiyorum?

Bana inat, mutluluk isterken o kadar uzağımki aslında mutluluktan. Geçen her anla beraber içimdeki güneşleri bir bir doğmamacasına batırırken elimle hiç tutamayacağım güneşi aramak neden?

Her taraf nefes, yakın ya da uzak. Sıcak ya da soğuk.. Sallanmayan salıncak gibi hayallerim, sahipsiz. Kimsesiz.. Çok istediğim, çok istediğin şey bizden çok uzak, nedensiz bir imkansızlık durumu. Hissetmediğim ama özlediğim sen, olabilirken nedeni ben olan bir karar uzak etse de bizi, dedim ya bir kere, illaki…

Kapanmak içe, her daim, aslında hep yardım bekleyerek.. Aslında kıvrımlı yollarda hep çizgi üzerinde gittiğime kendimi ikna ederek düz gittiğim yanılgısı belki de bu çıkmak sokağın sebebi.

Yaralı ruhuma doktor olduğumu ilan etmek dünyaya akabinde kanatan kahkahalar, gülümsemelerden soğuttular..

Çok şey anlatmayı istemek, konuşmayı hep ertelemek, anlatmamam, anlatmaman.. İstemek, yola çıkmak için yetince durmamak, istemek, daha de istemek, karar vermek, arkaya bakmadan yola çıkmak, istemek, isterken acı çekmek, ağlamamak, ağlamayı istemek..

Hayatı sevdiğini bir kere olsun bağıramamak istediğin herhangi bir sokakta avazın çıktığı kadar, onu sevdiğini aynaya karşı bile söyleyememek..

Aynaİçi’ni görememeye başlamak, görmeyi hep istemek, onu görmeyi hep istemek..

Susmak.

Karamel’in sıcaklığının ruhumdaki suskunluğunu istemek..

göçebe, yüzüm giyotine abone

Posted in Gören Gözler etiketler ile , , on 22 Ekim, 2008 by ksinema

Sen sık sık gülen gülerken de
Sevecen bir Akdeniz çizgisini
Sol yanına ağzının
İliştiren çocuk özenle
Yabana mı atıyorum yani seni
Yabana mı atıyorum saat altı buçukları
Çocuk ve Allah‘ın en eski baskısını
Değil, değil bunların biri
Gözlerimin gemileri kuş istiyor
Açılıp kapandıkça sevdam
Kapanıp açılıyor bir mavi
Şahmaran süt istiyor kefeninden
Üç aylık ölmüş çocukların
Kerem ile Arzu geliyor Aslı ile Kanber
Ay kana kana batıyor

Ay kana kana batıyor
Eşkiyalar gecenin yangınını izliyor uzakta
Kargapazarı dağlarını dolanan yaşlı ve öfkeli bir
otobüsteyim
Jandarma daima nesirde kalacaktır
Eşkiyalar silahlarını çapraz astıkça türkülerine
Ve bu dağlar böyle eşkiya güzelliği taşıdıkça
Patronun karısını zimmetine geçirip
Amasya’dan Kars’a kaçmakta olan sayman yardımcısıyla
Alevilikten konuşuyoruz uzun süre
Yanımdaki hep bir gazetede Marilym Monroe’nun
resimlerine bakıyor
Marilyn Monroe öldü diyorum ona
Ölümü siyah bir kakül gibi alnına düşürmesini bildi
Şimdiyse Cennette Nietzsche’nin metresi olması gerekir
Bunları diyorum daha ne varsa diyorum
İşte hiçbir sebep olmadığını sevişmemeye
İşte çocukluğumdan beri içimde bir önsezi olduğunu
Bunun bir gün birine rastlamak gibi bir şey olduğunu
Belki de bir günler bunun için Aydın’da
bulunduğumu
Zaten nedense hep bir şehirden bir şehre yolcu
olduğumu
İşte eflatun kakalı çocuklar olduğunu Kütahya’da
Ankara’da dokunak Yozgat’ta becerik olduğunu
Van’da güreşçi develer gibi süslediklerini kamyonları
İstanbul’da minarelerin lirik olduğunu köprülerinse
dialektik
Acemi bir bulut bozuyor bütün görüntüyü eski bir şarkı
gibi
Bu şarkıyı ne zaman duysam aklıma
Sinirli bir elin uysal bir bardağa
Çok yukardan döktüğü bir içki gelir
Sonsuz ve olağanüstü bir bira
Köpüklene köpüklene biçimlendirir
Soyunarak ağlayan bir kadını
Acı bilincinde sonrasızlığın
Ama bırakalım bırakalım bunları
Yoldan piyade erleri geçiyor tahta bavullarıyla ve
büyük yakalarıyla
Ve faytoncular görüyorum
Yere basışlarındaki ağırlığı azaltmak için
Tanrısal bıyıklarıyla durumlarını paraşütlendiren

Kars’tayım bu ne biçim Kars bir kenarda
Pekala yalçınlık iddiasında bulunabilecek bir tepenin
üstünde
Kars kalesi yükseliyor
Gökyüzünü Ankara kalesine göre daha soyut ve daha
elverişli bir şekilde
Hırpalayan bu kale de olmasa
N’olacak bakalım hırpalayan bu kale de olmasa
Kuşkusuz artacak yalnızlığım sevgili çocuk

Biliyorsun ben hangi şehirdeysem
Yalnızlığın başkenti orası

Bir de yine sevgili çocuk
Biliyorsun kişi tutkularıyla
Yalnızlığını adlandırıyor o kadar

Arkada bir su devrile devrile akıyor
Rastgele bir ağaca soruyorum
Bir şey var sanki onu soruyorum
Değil orda diyor belki biraz daha ilerde
Tanrı meleğini ağırlamaya çalışan
Ataerkil bir aile gözümü alıyor

Dedelerin yüzlerinde erozyon
Silip götürmüş bütün evetleri

Annelerinse ağızlarında hiyeroglif
Babalarınsa ağustoslar atasözleri

Amcalarınsa avdan boş dönüyor elleri
Teyzelerse elleriyle yargılıyor gök güzelliğini

Ablalarınsa boyunları soru işareti
Ağabeylerse utançlarından emrah

Sıralanmışlar su boylarına
Bıçakla soyuyorlar kelimeleri

Ya suya giden küçük kızlar
Onlar
Tıpkı o kuşlar gibi
Uçan daha bir süre
Sonra da vurulduktan

Bir mezarın doğurduğu iştahlı bir çocuktur Anadolu şiiri

Ey şiir arayıcısı ey esrik kişi
Şu son dönemecini de aşınca gecenin
Doğacak gün artık gündüze ilişkin değil
Bu ağartı ancak yürekle karşılabilir
Bütün iş orda işte, ordan usturuplu geçmesini bil
Tutsaksan ellerini sıvışır gibi zincirlerinden
Ve balyozla vursalar mısralarına
Soylu bir demir sesi yükselir
Soylu büyük ve mavi bir demir sesi

Ellerim egece yatısına çağrılmış
Ve
Teleşsız görünmeye çalışan bir Kafka gibi

Yüzüm giyotine abone

sana büyük bir sır söyleyeceğim, zaman sensin

Posted in Gören Gözler etiketler ile , , , , , on 22 Ekim, 2008 by ksinema

Sana büyük bir sır söyleyeceğim. Zaman sensin
Zaman kadındır. İster ki

Hep okşansın diz çökülsün hep
Dökülmesi gereken bir giysi gibi ayaklarına
Bir taranmış
Bir upuzun saç gibi zaman
Soluğun buğulandırıp sildiği ayna gibi
Zaman sensin, uyuyan sen şafakta ben uykusuz seni beklerken
Sensin gırtlağıma dalan bir bıçak gibi
Ah bu söyleyemediğim işkencesi hiç geçmeyen zamanın
Bu durdurulmuş zamanın işkencesi mavi çanaklarda kan gibi
Bu göz susuzluğundan sen yürürken odada
Bense bilirim büyüyü bozmamak gerektiğini
Daha beter seni kaçak
Seni yabancı bilmekten
Aklın ayrı bir yerde gönlün ayrı bir yüzyılda kalmaktan
Tanrım ne ağırdır sözcükler. Asıl demek istediğim bu
Hazzın ötesinde sevgim
Hiç bir zararın erişemeyeceği yerde bugün sevgim
Sen ki benim saat-şakağımda vurursun
Boğulurum soluk alıp vermesen
Tenimde bir duraksar ve yerleşir adımın

Sana büyük bir sır söyleyeceğim. Her söz
Dudağımda bir dilenen zavallı
Acınacak bir şey ellerin için kararan bir şey bakışının altında

İşte bu yüzdendir sık sık seni seviyorum deyişim
Boynuna takabileceğin bir tümcenin o parlakça kalp kristali
Kaba konuşmamdan gücenme benim. Bu konuşma
Ateşte şu tatsız cızırtıyı çıkaran sudur o kadar

Sana büyük bir sır söyleyeceğim. Bilmem ben
Sana benzeyen zamandan söz açmayı
Bilmem senden söz açmayı bilir görünürüm
Tıpkı uzun bir süre garda
El sallayanlar gibi gittikten sonra trenler
Bilekleri sönerken yeni ağırlığından gözyaşlarının

Sana büyük bir sır söyleyeceğim. Korkuyorum senden
Korkuyorum yanın sıra gidenden. Pencerelere doğru akşam üzeri
El kol oynatışından söylenmeyen sözlerden
Korkuyorum hızlı ve yavaş zamandan
Korkuyorum senden.

Sana büyük bir sır söyleyeceğim. Kapat kapıları
Ölmek daha kolaydır sevmekten
Bundandır işte benim yaşamaya katlanmam
Sevgilim.

Louis ARAGON , Elsa’ya Şiirler

madem iyisin, kendime

Posted in Gören Gözler etiketler ile , , on 22 Ekim, 2008 by ksinema

Anladık iyisin,
Ama neye yarıyor iyiliğin.

Seni kimse satın alamaz,
Eve düşen yıldırım da
Satın alınmaz
Anladık dediğin dedik,
Ama dediğin ne?
Doğrusun, söylersin düşündüğünü,
Ama düşündüğün ne?
Yüreklisin,
Kime karşı?
Akıllısın,
Yararı kime?
Gözetmezsin kendi çıkarını,
Peki gözettiğin kimin ki?
Dostluğuna diyecek yok ya,
Dostların kimler?

Şimdi bizi iyi dinle:
Düşmanımızsın sen bizim
Dikeceğiz seni bir duvarın dibine
Ama madem bir sürü iyi yönün var
Dikeceğiz seni iyi bir duvarın dibine
İyi tüfeklerden çıkan
İyi kurşunlarla vuracağız seni
Sonra da gömeceğiz
İyi bir kürekle
İyi bir toprağa.

BERTOLT BRECHT

dağlarca

Posted in Gören Gözler etiketler ile , on 22 Ekim, 2008 by ksinema

ÖLÜ

Hangi mahallede imam yok,
Ben orada öleceğim.
Kimse görmesin ne kadar güzel,
Ayaklarım, saçlarım ve her şeyim.

Ölüler namına, azade ve temiz,
Meçhul denizlerde balık;
Müslüman değil miyim, haşa,
Fakat istemiyorum, kalabalık.
Beyaz kefenler giydirmesinler,
Sızlamasın karanlığım havada.
Omuzlardan omuzlara geçerken sallanmayayım,
Ki bütün azalarım hülyada.

Hiçbir dua yerine getiremez,
Benim kainatlardan uzaklığımı.
Yıkamasınlar vücudumu, yıkamasınlar,
Çılgınca seviyorum sıcaklığımı…

Fazıl Hüsnü DAĞLARCA

yaşamın ta kendisi, törpülerse kendini

Posted in HayatDemişlerAdına etiketler ile , , , , , on 20 Ekim, 2008 by ksinema

Kronik hoşnutsuzluğunu gizlemek için hiç çaba harcamayan insanların ömür törpüsü diye adlandırılmasına bir tepkiniz yok ise buyurun devam edelim.

İnsan, klasik hikayede, doğar yaşar ölür, yani doğar bir hayata sahip olur son olarak hayatı son bulur. Toparlarsak, doğan, yaşayan ve son dakika golüyle ölen şey aslında hayattır, bilakis bizin ta kendisi. Hayat biziz, biz hayatız, mottosuna bir itirazınız yok ise buyurun devam edelim.

(İtirazı olanlara “yağmayan karların aslında neden bizim olduğunu” sorgulamalarını tavsiye ediyorum.)

Dönelim, törpülenin hayatın bünyesinde yaratılan tahribata. Ulan hani ömür törpüsüydü birden ömürle hayatı aynı kavramlar yaptın diye çıkışıcak arkadaşlara bu sefer tavsiyede bulunmuyorum, Hümeyra’nın 1980′de icra ettiği ‘Sevdim Seni Bir Kere’ şarkısını hediye edip defolun diyorum, sevgi anlaşmak değildir nedensiz de sevilir, bazen küçük bir an için ömür bile verilir…Defol…

Dedik ya, hayatın bünyesinde törpülenmekten dolayı büyük tahribatlar oluşur, örneklerini her türlü insan davranışıyla taçlandırabiliriz. “Amerika’da uzmanlık okuyacakmış, yollar ilaki kesişir.” Uzatıp da bir türlü diyemediğim şey ömrüm benden ibaretse, törpüleyenin de ben olduğum gerçeği. Ha derler adama bu ne yaman çelişkidir anne, ama işte…

Bu hayatta her şeyin bizim elimizde olduğu anlamına geliyor aslında, bizdeki yaraların nedeni de biziz, mutluluğun sebebi de biziz. Biz her şeyiz, ben her şeyim, sen her şeysin…

Törpüsüyle, kafamızda yarattığımız sırat köprüsüyle de her şey, kaderimiz aslında bizim elimizde… Yaşam da biziz, ömür de, törpü de…

Son olarak, herkes kendisinin tanrısıdır…