demirkubuz
Bence sinema kollektif bir iş değil hatta son derece kişisel bir iş.”
“Sinema çok sorunlu bir yerdir. Zaten ben o çekim örgütlenmesinden nefret ederim. Çekim ortamının ideal bir yer olabilmesi için bütün o benliklerin, egoların törpülenmesi gerekli, bu da mümkün olamayacağına göre hâlâ sorunlu bir ortam benim için. Hatta önceden sabahları minibüslerle sete giderken karnım kasılırdı. Pis bir heyecan. O anlamda sinemayla hiçbir bağım yok. Bana heyecan veren tek şey senaryonun öyküsünü kurma ve sahnelerini yazma aşaması. Sonrası, yani çekim aşaması ise ceza gibi geliyor bana. Yani o ortamda bulunmaktan hoşlanmıyorum, insanların o duruma bakışından da hoşlanmıyorum, anlaşılmaktan da, anlaşılmamaktan da hoşlanmıyorum.O yüzden sinemayla ilgili pek hoş anılarım yok yani.”
“Bu güne kadar hiç bir oyuncuyu yetenekli bulduğum için seçmedim. Benim için ilk planda önemli olan yüzdür. Yazdığım karakterle onu oynayan oyuncunu yüzü örtüşüyor mu, örtüşmüyor mu bu benim için çok önemli.”
“Nedenlerden çok nedensizlik benim ilgimi çekiyor. Nedensizliği bir soru olarak algılamaya çalışıyorum. Bir insanın yaşaması iki ayrı durumla mümkün. Ya önümüze konulanla bir hayat yaşayabiliriz ya da kuşkularımızın belirsizliklerimizin, karanlıklarımızın peşine düşerek bir hayat yaşayabiliriz. Bu ikisi de anlaşılabilir birşey sonuçta ikisi de hayat. Ama ben daha çok ikinci yolu seçmeye çalışıyorum.”
Zeki Demirkubuz’un sineması üzerine birkaç yazı ve söyleşi:
-Zahit Atam’ın birgün’de yayınlanan yazısı
-SosyalistForum.org dan bir söyleşi
-Dilek Tunalı’nın yaptığı bir söyleşi
-Necip Tosun’un blog sayfasındaki yazısı
-Alper Gencer’in blog sayfasındaki yazısı
-Elif Metin’den detaylı bir inceleme
-Altyazı dergisinden bir söyleşi
-Dixforever’ın blog sayfasından güzel bir derleme
son olarak kendi sitesi için: Tık