yıkıldığını başka ağızdan öğrenmek, istemlice

Doktor Bey, Doktor Bey söyle bana, kaç zamanlık ömrüm kaldı şu dünyada, demek gibi bir şey belki de yıkıldığını başka ağızdan öğrenmek istemlice…

Hayatın hiçbir dalgasının sizi yıkamayacağını düşündüğünüz anda vuran istemlice istenmeyen dalgaların sizi yıktığı olmuyor mu yoksa bu küçücük dünyada? Elbette sıradan bir olay bunun her insanın başına gelmesi aslında.. Fakat neden kabul etmek istemiyoruz bazen, bu yaşananların sorumlusunun sadece biz olduğumuzun?

Tak tak tak, kapı çalmaz bu sefer, vampir arkadaşımız gelir gecenin bir yarısı manzarasını sevdiğimiz hayatımızın tek penceresinden.

-Bu gece ısırmak zorundayım seni, senin isteklerin doğrultusunda, kurban bulamadığından dolayı.

+Ama  neden, hep ben? Ben de istemez miyim aynanın karşısında mutlu bir kurban bulmuş bir yüz görmeyi?

-İstediğinden dolayı belki de bütün bunlar, istemlice, daha da kötüye?

+Aslında, belki de, neyse em kanımı, gelecek sefer olmayacak bir daha…

Gün ağarır, damarda acı kalpte sızı, irade değişmezlik sözünü yerine getirirken. Gücün içte olduğunu neden kabul etmek bu kadar zor?

Bukowski görse, katılır bu yıkılmışlığın zevkine bizimle, tüm iştahıyla.

Aynaİçi görüntüsünün tüm ışıkları bizden çıktıktan sonra neden bu görüntü böyle diye sormak saçma değil mi dünyaya? İstemlice değiştirmek varken dünyayı, uykudan yoksun, amaç uğruna yıpratmak aslında kişisel ataleti, neden bu uğraş anlık zevkler peşinde gelecek idesinden yoksun dudak kıvrımlarının varlığı, neden?

-Tak, tak..

+Yoksun ya sen aslında, varolmadığın bir varlık paradoksunda, istemlice yok etsem seni geleceğim ve mutluluğum uğruna…

-Tak.

+Mesai hiç bitmez…

Yorum Yapın