Ayna İçi kategorisi için arşiv

istemek

Posted in Ayna İçi etiketler ile , , , , , on 31 Ekim, 2008 by ksinema

Dişlerim sızlamak, gözlerim ağlamak, beynim düşünmemek, elim sıcaklık istiyor. Peki ben ne istiyorum?

Bana inat, mutluluk isterken o kadar uzağımki aslında mutluluktan. Geçen her anla beraber içimdeki güneşleri bir bir doğmamacasına batırırken elimle hiç tutamayacağım güneşi aramak neden?

Her taraf nefes, yakın ya da uzak. Sıcak ya da soğuk.. Sallanmayan salıncak gibi hayallerim, sahipsiz. Kimsesiz.. Çok istediğim, çok istediğin şey bizden çok uzak, nedensiz bir imkansızlık durumu. Hissetmediğim ama özlediğim sen, olabilirken nedeni ben olan bir karar uzak etse de bizi, dedim ya bir kere, illaki…

Kapanmak içe, her daim, aslında hep yardım bekleyerek.. Aslında kıvrımlı yollarda hep çizgi üzerinde gittiğime kendimi ikna ederek düz gittiğim yanılgısı belki de bu çıkmak sokağın sebebi.

Yaralı ruhuma doktor olduğumu ilan etmek dünyaya akabinde kanatan kahkahalar, gülümsemelerden soğuttular..

Çok şey anlatmayı istemek, konuşmayı hep ertelemek, anlatmamam, anlatmaman.. İstemek, yola çıkmak için yetince durmamak, istemek, daha de istemek, karar vermek, arkaya bakmadan yola çıkmak, istemek, isterken acı çekmek, ağlamamak, ağlamayı istemek..

Hayatı sevdiğini bir kere olsun bağıramamak istediğin herhangi bir sokakta avazın çıktığı kadar, onu sevdiğini aynaya karşı bile söyleyememek..

Aynaİçi’ni görememeye başlamak, görmeyi hep istemek, onu görmeyi hep istemek..

Susmak.

Karamel’in sıcaklığının ruhumdaki suskunluğunu istemek..

yıkıldığını başka ağızdan öğrenmek, istemlice

Posted in Ayna İçi etiketler ile , , , , , , on 19 Ekim, 2008 by ksinema

Doktor Bey, Doktor Bey söyle bana, kaç zamanlık ömrüm kaldı şu dünyada, demek gibi bir şey belki de yıkıldığını başka ağızdan öğrenmek istemlice…

Hayatın hiçbir dalgasının sizi yıkamayacağını düşündüğünüz anda vuran istemlice istenmeyen dalgaların sizi yıktığı olmuyor mu yoksa bu küçücük dünyada? Elbette sıradan bir olay bunun her insanın başına gelmesi aslında.. Fakat neden kabul etmek istemiyoruz bazen, bu yaşananların sorumlusunun sadece biz olduğumuzun?

Tak tak tak, kapı çalmaz bu sefer, vampir arkadaşımız gelir gecenin bir yarısı manzarasını sevdiğimiz hayatımızın tek penceresinden.

-Bu gece ısırmak zorundayım seni, senin isteklerin doğrultusunda, kurban bulamadığından dolayı.

+Ama  neden, hep ben? Ben de istemez miyim aynanın karşısında mutlu bir kurban bulmuş bir yüz görmeyi?

-İstediğinden dolayı belki de bütün bunlar, istemlice, daha da kötüye?

+Aslında, belki de, neyse em kanımı, gelecek sefer olmayacak bir daha…

Gün ağarır, damarda acı kalpte sızı, irade değişmezlik sözünü yerine getirirken. Gücün içte olduğunu neden kabul etmek bu kadar zor?

Bukowski görse, katılır bu yıkılmışlığın zevkine bizimle, tüm iştahıyla.

Aynaİçi görüntüsünün tüm ışıkları bizden çıktıktan sonra neden bu görüntü böyle diye sormak saçma değil mi dünyaya? İstemlice değiştirmek varken dünyayı, uykudan yoksun, amaç uğruna yıpratmak aslında kişisel ataleti, neden bu uğraş anlık zevkler peşinde gelecek idesinden yoksun dudak kıvrımlarının varlığı, neden?

-Tak, tak..

+Yoksun ya sen aslında, varolmadığın bir varlık paradoksunda, istemlice yok etsem seni geleceğim ve mutluluğum uğruna…

-Tak.

+Mesai hiç bitmez…

arkasında gizledikleri, aynanın

Posted in Ayna İçi etiketler ile , , , , , , , on 20 Eylül, 2008 by ksinema

Karanlıklar vardır ya hani tüm aynaların içinde, yalan.

Aynaİçi, aydınlığı da karanlığı da aynı oranda barındırır, insan istediğini görür. Aynaya baktığında mutsuz bir yüz gören biri aylar sonra ilk defa güzel olduğumu farkettim diyebiliyorsa o zaman suç hiçbir zaman aynaların olamamıştır. Gizem, elbetteki vardır aynaların arkasında. Mutlu olabilmektir aynaya nasıl bakılmasını keşfettiğimiz  anın ödülü. Loş ışığın hakim olduğu bir ortamdaki aynanın gizeminden dolayı sanki bu sefer ödülümüz mutluluğu elde edemiyecekmiş hissi kaplarsa bizi, gözlerimiz kapalı iken de aynanın arkasını görebilmeyi öğrenme sırasıdır şimdi.

Gözlerimiz kapalı iken bile gören gözler olmalıyız, aynaiçleri yegane dostlarımız olurlar o zaman…

atlamak için vazgeçmek gerek

Posted in Ayna İçi etiketler ile , , on 30 Ağustos, 2008 by ksinema

Pencerenin önünde beklerken esen rüzgar tahrik etse de bedenimi, hızla akan trafik, koşuşturan insanlar aslında hayatın gerçekten de canlı oluşunu fark ettirdi bana. Atlayabilsem çözülür müydü herşey?

Aslında atlamak istediğim yere atlayamadan yere çakıldığımda bana kim inanırdı çözüm için uğraştığıma..