Gören Gözler kategorisi için arşiv

göçebe, yüzüm giyotine abone

Posted in Gören Gözler etiketler ile , , on 22 Ekim, 2008 by ksinema

Sen sık sık gülen gülerken de
Sevecen bir Akdeniz çizgisini
Sol yanına ağzının
İliştiren çocuk özenle
Yabana mı atıyorum yani seni
Yabana mı atıyorum saat altı buçukları
Çocuk ve Allah‘ın en eski baskısını
Değil, değil bunların biri
Gözlerimin gemileri kuş istiyor
Açılıp kapandıkça sevdam
Kapanıp açılıyor bir mavi
Şahmaran süt istiyor kefeninden
Üç aylık ölmüş çocukların
Kerem ile Arzu geliyor Aslı ile Kanber
Ay kana kana batıyor

Ay kana kana batıyor
Eşkiyalar gecenin yangınını izliyor uzakta
Kargapazarı dağlarını dolanan yaşlı ve öfkeli bir
otobüsteyim
Jandarma daima nesirde kalacaktır
Eşkiyalar silahlarını çapraz astıkça türkülerine
Ve bu dağlar böyle eşkiya güzelliği taşıdıkça
Patronun karısını zimmetine geçirip
Amasya’dan Kars’a kaçmakta olan sayman yardımcısıyla
Alevilikten konuşuyoruz uzun süre
Yanımdaki hep bir gazetede Marilym Monroe’nun
resimlerine bakıyor
Marilyn Monroe öldü diyorum ona
Ölümü siyah bir kakül gibi alnına düşürmesini bildi
Şimdiyse Cennette Nietzsche’nin metresi olması gerekir
Bunları diyorum daha ne varsa diyorum
İşte hiçbir sebep olmadığını sevişmemeye
İşte çocukluğumdan beri içimde bir önsezi olduğunu
Bunun bir gün birine rastlamak gibi bir şey olduğunu
Belki de bir günler bunun için Aydın’da
bulunduğumu
Zaten nedense hep bir şehirden bir şehre yolcu
olduğumu
İşte eflatun kakalı çocuklar olduğunu Kütahya’da
Ankara’da dokunak Yozgat’ta becerik olduğunu
Van’da güreşçi develer gibi süslediklerini kamyonları
İstanbul’da minarelerin lirik olduğunu köprülerinse
dialektik
Acemi bir bulut bozuyor bütün görüntüyü eski bir şarkı
gibi
Bu şarkıyı ne zaman duysam aklıma
Sinirli bir elin uysal bir bardağa
Çok yukardan döktüğü bir içki gelir
Sonsuz ve olağanüstü bir bira
Köpüklene köpüklene biçimlendirir
Soyunarak ağlayan bir kadını
Acı bilincinde sonrasızlığın
Ama bırakalım bırakalım bunları
Yoldan piyade erleri geçiyor tahta bavullarıyla ve
büyük yakalarıyla
Ve faytoncular görüyorum
Yere basışlarındaki ağırlığı azaltmak için
Tanrısal bıyıklarıyla durumlarını paraşütlendiren

Kars’tayım bu ne biçim Kars bir kenarda
Pekala yalçınlık iddiasında bulunabilecek bir tepenin
üstünde
Kars kalesi yükseliyor
Gökyüzünü Ankara kalesine göre daha soyut ve daha
elverişli bir şekilde
Hırpalayan bu kale de olmasa
N’olacak bakalım hırpalayan bu kale de olmasa
Kuşkusuz artacak yalnızlığım sevgili çocuk

Biliyorsun ben hangi şehirdeysem
Yalnızlığın başkenti orası

Bir de yine sevgili çocuk
Biliyorsun kişi tutkularıyla
Yalnızlığını adlandırıyor o kadar

Arkada bir su devrile devrile akıyor
Rastgele bir ağaca soruyorum
Bir şey var sanki onu soruyorum
Değil orda diyor belki biraz daha ilerde
Tanrı meleğini ağırlamaya çalışan
Ataerkil bir aile gözümü alıyor

Dedelerin yüzlerinde erozyon
Silip götürmüş bütün evetleri

Annelerinse ağızlarında hiyeroglif
Babalarınsa ağustoslar atasözleri

Amcalarınsa avdan boş dönüyor elleri
Teyzelerse elleriyle yargılıyor gök güzelliğini

Ablalarınsa boyunları soru işareti
Ağabeylerse utançlarından emrah

Sıralanmışlar su boylarına
Bıçakla soyuyorlar kelimeleri

Ya suya giden küçük kızlar
Onlar
Tıpkı o kuşlar gibi
Uçan daha bir süre
Sonra da vurulduktan

Bir mezarın doğurduğu iştahlı bir çocuktur Anadolu şiiri

Ey şiir arayıcısı ey esrik kişi
Şu son dönemecini de aşınca gecenin
Doğacak gün artık gündüze ilişkin değil
Bu ağartı ancak yürekle karşılabilir
Bütün iş orda işte, ordan usturuplu geçmesini bil
Tutsaksan ellerini sıvışır gibi zincirlerinden
Ve balyozla vursalar mısralarına
Soylu bir demir sesi yükselir
Soylu büyük ve mavi bir demir sesi

Ellerim egece yatısına çağrılmış
Ve
Teleşsız görünmeye çalışan bir Kafka gibi

Yüzüm giyotine abone

sana büyük bir sır söyleyeceğim, zaman sensin

Posted in Gören Gözler etiketler ile , , , , , on 22 Ekim, 2008 by ksinema

Sana büyük bir sır söyleyeceğim. Zaman sensin
Zaman kadındır. İster ki

Hep okşansın diz çökülsün hep
Dökülmesi gereken bir giysi gibi ayaklarına
Bir taranmış
Bir upuzun saç gibi zaman
Soluğun buğulandırıp sildiği ayna gibi
Zaman sensin, uyuyan sen şafakta ben uykusuz seni beklerken
Sensin gırtlağıma dalan bir bıçak gibi
Ah bu söyleyemediğim işkencesi hiç geçmeyen zamanın
Bu durdurulmuş zamanın işkencesi mavi çanaklarda kan gibi
Bu göz susuzluğundan sen yürürken odada
Bense bilirim büyüyü bozmamak gerektiğini
Daha beter seni kaçak
Seni yabancı bilmekten
Aklın ayrı bir yerde gönlün ayrı bir yüzyılda kalmaktan
Tanrım ne ağırdır sözcükler. Asıl demek istediğim bu
Hazzın ötesinde sevgim
Hiç bir zararın erişemeyeceği yerde bugün sevgim
Sen ki benim saat-şakağımda vurursun
Boğulurum soluk alıp vermesen
Tenimde bir duraksar ve yerleşir adımın

Sana büyük bir sır söyleyeceğim. Her söz
Dudağımda bir dilenen zavallı
Acınacak bir şey ellerin için kararan bir şey bakışının altında

İşte bu yüzdendir sık sık seni seviyorum deyişim
Boynuna takabileceğin bir tümcenin o parlakça kalp kristali
Kaba konuşmamdan gücenme benim. Bu konuşma
Ateşte şu tatsız cızırtıyı çıkaran sudur o kadar

Sana büyük bir sır söyleyeceğim. Bilmem ben
Sana benzeyen zamandan söz açmayı
Bilmem senden söz açmayı bilir görünürüm
Tıpkı uzun bir süre garda
El sallayanlar gibi gittikten sonra trenler
Bilekleri sönerken yeni ağırlığından gözyaşlarının

Sana büyük bir sır söyleyeceğim. Korkuyorum senden
Korkuyorum yanın sıra gidenden. Pencerelere doğru akşam üzeri
El kol oynatışından söylenmeyen sözlerden
Korkuyorum hızlı ve yavaş zamandan
Korkuyorum senden.

Sana büyük bir sır söyleyeceğim. Kapat kapıları
Ölmek daha kolaydır sevmekten
Bundandır işte benim yaşamaya katlanmam
Sevgilim.

Louis ARAGON , Elsa’ya Şiirler

madem iyisin, kendime

Posted in Gören Gözler etiketler ile , , on 22 Ekim, 2008 by ksinema

Anladık iyisin,
Ama neye yarıyor iyiliğin.

Seni kimse satın alamaz,
Eve düşen yıldırım da
Satın alınmaz
Anladık dediğin dedik,
Ama dediğin ne?
Doğrusun, söylersin düşündüğünü,
Ama düşündüğün ne?
Yüreklisin,
Kime karşı?
Akıllısın,
Yararı kime?
Gözetmezsin kendi çıkarını,
Peki gözettiğin kimin ki?
Dostluğuna diyecek yok ya,
Dostların kimler?

Şimdi bizi iyi dinle:
Düşmanımızsın sen bizim
Dikeceğiz seni bir duvarın dibine
Ama madem bir sürü iyi yönün var
Dikeceğiz seni iyi bir duvarın dibine
İyi tüfeklerden çıkan
İyi kurşunlarla vuracağız seni
Sonra da gömeceğiz
İyi bir kürekle
İyi bir toprağa.

BERTOLT BRECHT

dağlarca

Posted in Gören Gözler etiketler ile , on 22 Ekim, 2008 by ksinema

ÖLÜ

Hangi mahallede imam yok,
Ben orada öleceğim.
Kimse görmesin ne kadar güzel,
Ayaklarım, saçlarım ve her şeyim.

Ölüler namına, azade ve temiz,
Meçhul denizlerde balık;
Müslüman değil miyim, haşa,
Fakat istemiyorum, kalabalık.
Beyaz kefenler giydirmesinler,
Sızlamasın karanlığım havada.
Omuzlardan omuzlara geçerken sallanmayayım,
Ki bütün azalarım hülyada.

Hiçbir dua yerine getiremez,
Benim kainatlardan uzaklığımı.
Yıkamasınlar vücudumu, yıkamasınlar,
Çılgınca seviyorum sıcaklığımı…

Fazıl Hüsnü DAĞLARCA

Bir başka göz, Abdulbaki Yavuz

Posted in Gören Gözler etiketler ile , , , , , on 20 Ekim, 2008 by ksinema

Eminim, ileride çok duyacağımız bir isim, Abdulbaki Yavuz. Kadrajına ve objektifine kuvvet, çok güzel fotoğrafları ve kısa filmleri var. Bakın ben diyorsamki olur, olur.. Gerçi ben demesede olucak gibi durmakta, görürüz..

Ha unutmadan, yönetmenin 2008 yapımı son kısa filmi 45. Altın Portakal Film Festivali’ne seçilmişti.

Bir Kaplumbağa ile Tavşan Hikayesi‘nin fragmanı:

Bizim oralarda yutup kapalı ee fragmanı nerden izliycez diyenlere Tık

Kendi sitesinden alıntı hakkında yazısı:

“Abdulbaki Yavuz, 07.02.1985 tarihinde Sivas ilinin Suşehri ilçesinde doğdu. İlk okul birinci sınıfı Şuşehri’de tamamladıktan sonra İstanbula geldi. İlköğretim ve liseyi İstanbul’da tamamladı. İlk kısa film denemesini lise son sınıfta gerçekleştirdi. Üniversiteye hazırlandığı sırada çeşitli ajanslarda kameraman asistanlığı yaptı. 2004 yılında Sinema-Tv bölümünü kazandı. 2005 yazında sinemacı olma hayaline büyük bir adım attı. Anne ya da Leyla isimli sinema filminde reji asistanlığı yaptı. Birinci sınıfta 3 kısa film denemesinde bulundu. Şuanda Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema-Tv 3. sınıfta, öğrenim hayatına devam etmektedir.

Abdulbaki Yavuz

Çekmiş Olduğu Kısa Filmler:

Tesbix (2003)
Y. Vadisi (2004)
Dizilerin Toplum Üzerindeki Etkisi (2005) (Dramatik Belgesel)
Yüzsüzler ( Ocak 2006)
Fosil ( Mart 2006)
Macrocosmic Minimal Yaşamlar ( Mayıs 2006 )
Kumbara ( Ağustos 2006 )

Hipokrat ( Şubat 2007 )”

Aşağıdaki fotoğraf Yönetmen Abdulbaki Yavuz’un kendisine ait flickr ve fotokritik sayfasından alıntılanmıştır.

Hayat

Posted in Gören Gözler etiketler ile , on 20 Ekim, 2008 by invisibleye

çok uzaklardaa hissettiğim bir şey belki bu..

belki bir çift el bana uzanan..

belki gözlerindeki bulanıklık hissi..

belki de her şey ağlamış gibi çıkan sesinde gizli..

korkarak yürüyen ayaklarında mı yoksa rutinlik__?

hayatın seni takmaz olduğunu hissettiren kulaklarında mı*

ellerindeki güç de mi  yok  yoksa artık?

peki….

bitmiş diyebiliyor mu dilin bir sorsana **

hayatın içindeki gizemde mi hala tüm arayışların?…

hala soruyor musun neden diye hayata??

anla ki dostum(!) hayattasın..

sorularının cevaplarını aradığın serüvenin hala tam ortasındasın..!

ağız – kaside

Posted in Gören Gözler etiketler ile , on 8 Ekim, 2008 by ksinema

Kapadım balkonumu
duymak istemiyorum ağıtı
ama yalnız ağıt var
gri duvarlar ardında

Çok az melek var şarkı söyleyen
çok az köpek var havlayan
bin keman bir avuca sığıyor;
Ama ağıt koskoca bir köpek,
ağıt koskoca bir melek,
ağıt koskoca bir keman,
gözyaşı ağzını tıkıyor rüzgarın
duyulmaz başka bir şey
ağıttan

Federico Garcia Lorca

*fotoğraf yönetmen Abdulbaki Yavuz‘a aittir, sitesinden alıntılanmıştır.

vuslat

Posted in Gören Gözler etiketler ile , , , on 7 Ekim, 2008 by ksinema

Kanmaz en uzun buseye, öptükçe susuzdur,

Zira susatan zevk o dudaklardaki tuzdur;

İnsan ne yaratmışsa yaratmıştır o tuzdan,

Bir sır gibidir az çok ilah olduğumuzdan.

Yahya Kemal Beyatlı

*Bizim oralarda yutup kapalı diyorsanız Tık

demirkubuz

Posted in Gören Gözler etiketler ile , , , , , , , , , , , , , on 25 Eylül, 2008 by ksinema

Bence sinema kollektif bir iş değil hatta son derece kişisel bir iş.”

“Sinema çok sorunlu bir yerdir. Zaten ben o çekim örgütlenmesinden nefret ederim. Çekim ortamının ideal bir yer olabilmesi için bütün o benliklerin, egoların törpülenmesi gerekli, bu da mümkün olamayacağına göre hâlâ sorunlu bir ortam benim için. Hatta önceden sabahları minibüslerle sete giderken karnım kasılırdı. Pis bir heyecan. O anlamda sinemayla hiçbir bağım yok. Bana heyecan veren tek şey senaryonun öyküsünü kurma ve sahnelerini yazma aşaması. Sonrası, yani çekim aşaması ise ceza gibi geliyor bana. Yani o ortamda bulunmaktan hoşlanmıyorum, insanların o duruma bakışından da hoşlanmıyorum, anlaşılmaktan da, anlaşılmamaktan da hoşlanmıyorum.O yüzden sinemayla ilgili pek hoş anılarım yok yani.”

“Bu güne kadar hiç bir oyuncuyu yetenekli bulduğum için seçmedim. Benim için ilk planda önemli olan yüzdür. Yazdığım karakterle onu oynayan oyuncunu yüzü örtüşüyor mu, örtüşmüyor mu bu benim için çok önemli.”

“Nedenlerden çok nedensizlik benim ilgimi çekiyor. Nedensizliği bir soru olarak algılamaya çalışıyorum. Bir insanın yaşaması iki ayrı durumla mümkün. Ya önümüze konulanla bir hayat yaşayabiliriz ya da kuşkularımızın belirsizliklerimizin, karanlıklarımızın peşine düşerek bir hayat yaşayabiliriz. Bu ikisi de anlaşılabilir birşey sonuçta ikisi de hayat. Ama ben daha çok ikinci yolu seçmeye çalışıyorum.”

Zeki Demirkubuz’un sineması üzerine birkaç yazı ve söyleşi:

-Zahit Atam’ın birgün’de yayınlanan yazısı

-SosyalistForum.org dan bir söyleşi

-Dilek Tunalı’nın yaptığı bir söyleşi

-Necip Tosun’un blog sayfasındaki yazısı

-Alper Gencer’in blog sayfasındaki yazısı

-Elif Metin’den detaylı bir inceleme

-Altyazı dergisinden bir söyleşi

-Dixforever’ın blog sayfasından güzel bir derleme

son olarak kendi sitesi için: Tık

Bir başka göz, Sevgihan Soydan

Posted in Gören Gözler etiketler ile , , , , on 25 Eylül, 2008 by ksinema

Aynaİçi’ni görebilmenin gerekliliğinden bahsetmiştik, şimdi de gözü kapalıyken bile gören bir gözün kadrajından ortaya çıkan an’ların gerçekliğine hep beraber yamuk bakalım.

Mevzu bahis gözün sahibi Sevgihan Soydan’ın çalışmalarını inceleyince haddim olmayarak ileride hatrı sayılır fotoğraf sanatçılarından biri olacağına kanaat getirdiğimden, burada portre fotoğraflarından seçmeler yayınlayarak ilerde ben demiştim demenin ego tatminine ulaşma amacı gütmekteyim.

Not:Kullanılan tüm fotoğraflar Sevgihan Soydan‘a aittir, sanatçının kendisine ait deviantART sayfasından izin alınarak alıntılanmıştır. Fotoğraflara yorum yapma isteğimi başka bir yazıya erteliyorum.