Bir başka göz, Abdulbaki Yavuz

Posted in Gören Gözler etiketler ile , , , , , on 20 Ekim, 2008 by ksinema

Eminim, ileride çok duyacağımız bir isim, Abdulbaki Yavuz. Kadrajına ve objektifine kuvvet, çok güzel fotoğrafları ve kısa filmleri var. Bakın ben diyorsamki olur, olur.. Gerçi ben demesede olucak gibi durmakta, görürüz..

Ha unutmadan, yönetmenin 2008 yapımı son kısa filmi 45. Altın Portakal Film Festivali’ne seçilmişti.

Bir Kaplumbağa ile Tavşan Hikayesi‘nin fragmanı:

Bizim oralarda yutup kapalı ee fragmanı nerden izliycez diyenlere Tık

Kendi sitesinden alıntı hakkında yazısı:

“Abdulbaki Yavuz, 07.02.1985 tarihinde Sivas ilinin Suşehri ilçesinde doğdu. İlk okul birinci sınıfı Şuşehri’de tamamladıktan sonra İstanbula geldi. İlköğretim ve liseyi İstanbul’da tamamladı. İlk kısa film denemesini lise son sınıfta gerçekleştirdi. Üniversiteye hazırlandığı sırada çeşitli ajanslarda kameraman asistanlığı yaptı. 2004 yılında Sinema-Tv bölümünü kazandı. 2005 yazında sinemacı olma hayaline büyük bir adım attı. Anne ya da Leyla isimli sinema filminde reji asistanlığı yaptı. Birinci sınıfta 3 kısa film denemesinde bulundu. Şuanda Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Sinema-Tv 3. sınıfta, öğrenim hayatına devam etmektedir.

Abdulbaki Yavuz

Çekmiş Olduğu Kısa Filmler:

Tesbix (2003)
Y. Vadisi (2004)
Dizilerin Toplum Üzerindeki Etkisi (2005) (Dramatik Belgesel)
Yüzsüzler ( Ocak 2006)
Fosil ( Mart 2006)
Macrocosmic Minimal Yaşamlar ( Mayıs 2006 )
Kumbara ( Ağustos 2006 )

Hipokrat ( Şubat 2007 )”

Aşağıdaki fotoğraf Yönetmen Abdulbaki Yavuz’un kendisine ait flickr ve fotokritik sayfasından alıntılanmıştır.

Hayat

Posted in Gören Gözler etiketler ile , on 20 Ekim, 2008 by invisibleye

çok uzaklardaa hissettiğim bir şey belki bu..

belki bir çift el bana uzanan..

belki gözlerindeki bulanıklık hissi..

belki de her şey ağlamış gibi çıkan sesinde gizli..

korkarak yürüyen ayaklarında mı yoksa rutinlik__?

hayatın seni takmaz olduğunu hissettiren kulaklarında mı*

ellerindeki güç de mi  yok  yoksa artık?

peki….

bitmiş diyebiliyor mu dilin bir sorsana **

hayatın içindeki gizemde mi hala tüm arayışların?…

hala soruyor musun neden diye hayata??

anla ki dostum(!) hayattasın..

sorularının cevaplarını aradığın serüvenin hala tam ortasındasın..!

farkında mısın…

Posted in HayatDemişlerAdına etiketler ile , , , on 20 Ekim, 2008 by ksinema

bir çizgi çizsem,
başında mısın,
sonunda mısın?
bir sicim gersem,
üstünde misin,
altında mısın?
bir çember olsam,
içinde misin, dışında mısın?
bir soru sorsam,
desem ki
bütün bunların farkında mısın?
bir şarkı olsam,
başında mısın, sonunda mısın?
bir yağmur yağsa,
üstünde misin, altında mısın?
bir sevgi olsa,
içinde misin,
dışında mısn?
bir soru sorsam,
desem ki
bütün bunların farkında mısın?

(Fikret Kızılok & Bülent Ortaçgil – “Büyükler İçin Çocuk Şarkıları” albümünden)

yıkıldığını başka ağızdan öğrenmek, istemlice

Posted in Ayna İçi etiketler ile , , , , , , on 19 Ekim, 2008 by ksinema

Doktor Bey, Doktor Bey söyle bana, kaç zamanlık ömrüm kaldı şu dünyada, demek gibi bir şey belki de yıkıldığını başka ağızdan öğrenmek istemlice…

Hayatın hiçbir dalgasının sizi yıkamayacağını düşündüğünüz anda vuran istemlice istenmeyen dalgaların sizi yıktığı olmuyor mu yoksa bu küçücük dünyada? Elbette sıradan bir olay bunun her insanın başına gelmesi aslında.. Fakat neden kabul etmek istemiyoruz bazen, bu yaşananların sorumlusunun sadece biz olduğumuzun?

Tak tak tak, kapı çalmaz bu sefer, vampir arkadaşımız gelir gecenin bir yarısı manzarasını sevdiğimiz hayatımızın tek penceresinden.

-Bu gece ısırmak zorundayım seni, senin isteklerin doğrultusunda, kurban bulamadığından dolayı.

+Ama  neden, hep ben? Ben de istemez miyim aynanın karşısında mutlu bir kurban bulmuş bir yüz görmeyi?

-İstediğinden dolayı belki de bütün bunlar, istemlice, daha da kötüye?

+Aslında, belki de, neyse em kanımı, gelecek sefer olmayacak bir daha…

Gün ağarır, damarda acı kalpte sızı, irade değişmezlik sözünü yerine getirirken. Gücün içte olduğunu neden kabul etmek bu kadar zor?

Bukowski görse, katılır bu yıkılmışlığın zevkine bizimle, tüm iştahıyla.

Aynaİçi görüntüsünün tüm ışıkları bizden çıktıktan sonra neden bu görüntü böyle diye sormak saçma değil mi dünyaya? İstemlice değiştirmek varken dünyayı, uykudan yoksun, amaç uğruna yıpratmak aslında kişisel ataleti, neden bu uğraş anlık zevkler peşinde gelecek idesinden yoksun dudak kıvrımlarının varlığı, neden?

-Tak, tak..

+Yoksun ya sen aslında, varolmadığın bir varlık paradoksunda, istemlice yok etsem seni geleceğim ve mutluluğum uğruna…

-Tak.

+Mesai hiç bitmez…

kış…

Posted in deneme yamulma etiketler ile , , , , , , , , on 19 Ekim, 2008 by iyonosfereulasamamisradyodalgasi

Mevsimler dörde ayrılır; erkek , kadın, eşcinsel ve yaşlı..

Erkek olan tabiki de yazdır. Çok çıplaklık vardır onda, sere serpe açılır insanlar yazda, bundan memnun olur. Bellidir yazın ne olacağı, ya sıcak olur ya sıcak… O üç aydan mutlaka birinde yaşarsınız sıcağı erkekler gibi tıpkı, ya sever ya sever sever gibi yapmaz pek… Yapanı var o ayrı…

Eşcinsel olan tabiki de ilkbahardır, bir kadın gibi ya da bir erkek gibi ne yapacağı belli olmaz, bazen bir erkeğin sıcaklığı vardır onda bazen de bir kadının rüzgarı…Yaşlı olan sonbahar, canım benim belki de dinlesek onu neler anlatır bize… Dinleyemiyoruz ki, anlayamıyoruz rüzgarın sesinden ne fırtınalar ne aşklar ne sevgiler görmüştür sonbahar, dayanamaz yüreği.. Belki de ağaçlarının yapraklarını dökmesi bir tepkidir bize kimbilir…

Geldik kadına, tabiki de o kış olmalı, nerde ne yapacağı hiç belli olmaz, yağmuru karı fırtınası dolusu hep bir aradadır ama yumuşaktır da kış, aynı zamanda elin yanarak sıcak kestane yiyebilecek kadar yumuşak… Tıpkı bir kadın gibi ne istediğini bilmez birazda kötüdür, sanki her kadın gibi soğuğu fırlatır yüzüne bir tokat gibi çatlatır dudaklarını…

Kış’a hoşgeldin demek isterim ben ,insanlar hep yazı beklerken kışa hoşgeldin demek ne kadar mantıklı bilmiyorum ey kötü kalpli kırmıjı rujlu kadın hoş geldin, nerden bakarsan bak çok ŞIK’sın biliyorsun değil mi?

Bu kadar yalakalığa, bu sene lütfen söyle noel baba’ya, hakedene kış aşkı bulsun getirsin bi tane…

kadın & aşk

Posted in deneme yamulma etiketler ile , , , , on 19 Ekim, 2008 by iyonosfereulasamamisradyodalgasi

Cesaretim yok ya da çok yaşlıyım…. dedi kadın.

Güzel tonikli, kremli, bakımlı cildimin altında aslında tüm dişlerini kaybetmiş, bacakları selülit dolu yanakları içe çökmüş yaşlı bir kadın var. Kaç kere aşık olmuş, aşık olduğunu sanmış, kaçmış, kovalanmış bir kadın… Şimdiyse bulduğunu kaybetmeyi göze alamayacak kadar cesaretsiz bir kadın… Zavallı bir kadın… Aşık olmaya ne vakti olan ne de enerjisi olan bir kadın… ne b.k olacak ki mutlu aşk olsa bile mutlu son olmayacak biliyorum içimdeki yaşlı kadın da biliyor, dedi kadın. Yazarken ne çok kadın kelimesi kullanıyorum değil mi ? Kadın yerine bazen şeytan bazen melek demeliyim dedi…

En kırmızı rujunu sildi dudaklarından, sevgilisine dokunurmuş gibi yapan sahte ellerini kremledi ve uykuya daldı keşke uyanmasam uyanamasam dedi kadın şeytan ve melek…

Anlamı varsa güzel

Posted in Her Eve Lazım etiketler ile , , , , on 16 Ekim, 2008 by ksinema

Hayat kısa.

Bütün yollar uzun.

Herkes köşeli.

Dünya yuvarlak. (bkz. Ay tutulmasının gölgesi)

Varılacak yer yok.

Sadece yolculuk var.

Kelimelerin içi boş, dışı süslü.

Sadece gözler ve davranışlar gerçek.

Bazı çiçekler pembe, bazlıları beyaz, bazıları dikenli.

Herkes bir yerinde güzel.

Herkes her şeyi yapmaya muktedir.

Ağaçlar sonbahara aşık.

Herkesin tamamen soyunabileceği birine ihtiyacı var.

Herkesin bir ara her şeyini soymaya ihtiyacı var.

Dışarısı soğuk.

Kadınlarla erkekler benzemez.

Herkeste ortak olan, farklı olandan çok.

Sokakta aklına bir şey gelince gülenler, aşık.

Bir erkeğe, bir kadına, bir hayvana ya da bir çocuğa.

Canlılarla sarılı değilsen, hayatın kurak.

Affetmek ve kabul etmek birbirine benzer.

Her şeye başka bir şekilde yeniden bakılabilir.

Her gün teşekkür etmek iyidir.

Her gün şükretmek iyidir.

Her gün en azından birini ya da bir şeyi biraz daha sevmek iyidir.

Koşmasan da olur.

Yürümek insana hep bir sonrası olduğunu hatırlatır.

Bir yerden gidilmez, hiçbir şey bitmez.

Düşündüğün şeyler sana şekil verir.

Bazen sopa gibi olursun, bazen ay çöreği, bazen sabun gibi köpüklü.

Ne düşünüyorsan öyle.

Herkes her şeyi hisseder.

Bulaşık yıkamak ve yemek yapmak anne.

Aile en sağlam sığınak.

Belli bir yaştan sonra herkesin yüzü üzgün.

Alışkanlıkları terk etmek alışılmadık.

Delilik yaygın.

Bazı şarkılar kalbi ikiye ayırabilir.

Altı ay sonra ölecek olsan nasıl yaşardın?

Tek soru var o da bu.

İnsan gelecekkolik.

Gelecek daha gelmemiş bir şimdi.

Geçmiş olmuş bitmiş şimdiler.

Asansörde yanındakilerle konuş.

Konuşmamak ruhu kısar.

‘Off’ diye bağır, ‘hey’ diye bağır, ‘aaaa’ diye bağır.

Yüksek sesler çıkarmak, coşkulu şeyleri yanına çağırır.

Ne yöne saparsan sap, virajlı.

Hayat anlar gibi olunamayan şey.

Paylaşmaktan başka şansın yok.

Hayatındaki her şeyi serbest bırak.

Yerçekimine güven.

Sayıklamak serbest.

‘Sen yeter ki sev’ şarkı sözü.

Nil KARAİBRAHİMGİL nilfm@hurriyet.com.tr 22 Eylül 2008, Kelebek (Hürriyet)

kadim bir dosttan, kadim yıllardan

Posted in HayatDemişlerAdına etiketler ile , on 14 Ekim, 2008 by ksinema

Taşları yerleştirmeden

Kumlara yer bulamazsın!

Su olmadan

Boşlukları dolduramazsın!

Elinden geleni yaptığında bile,

Ağlarsın…

Ağlarsın…

Ağlarsın…

(Ş.E.)

kendi olan uçurtma

Posted in hopORda etiketler ile , on 13 Ekim, 2008 by ksinema

UÇURTMA

Bir uçurtma saldım gökyüzüne
Gövdesinde ben,
Kuyruğunda hayallerim.

Bıraktım ellerimden
Mahsus,
O upuzun ipini.
Özgürce uçsun,
Sarmaş dolaş gönlünce
Kollarında rüzgarın
Diye..

Bir uçurtma saldım, rengarenk
Dünden, bugünden, yarından
Özlemle ayrılık taşıyan.

Bıraktım ellerimden
Mahsus,
Kanatlarında yaşam
Kuyruğunda ölüm olan.
Sonsuza yolculukta
Beni de götürür mü,
Diye..
Mustafa ÇINAR

horoz şeker, çocukluğumdan daha şeker

Posted in Bir Kuple Mazi etiketler ile , , on 12 Ekim, 2008 by ksinema

Geçen bayram baya düşündüm, yaşıma başıma bakmadan mahallenin tüm evlerine elimde torbayla  horoz şeker karşılığı el öpmeye gitsem torbamı doldurabilir miyim acaba?

Sonra iç sesim, çevredeki bakkallarda yokken evlerde ne arasın, dedi. Horoz şeker, çocukluğumdan daha şeker. Yıllar oldu doğru, horoz şekeri yemeyeli, fakat içimde netleştiremediğim olay acaba horoz keşerini mi özledim yoksa çocukluğumu mu?

Hayatın yaş ilerledikçe düzene girmesi gerekir mottosuna karşılık yıllar sonra tekrardan yorucu ve yıpratıcı bir maratona başlamak, bunun piskolojisiyle boğuşurken üstüne üstlük yapayalnız olduğunu keşfetmek. Hayatta istedikten sonra yapılamayacak hiçbir şey yoktur fikrine katılmakla beraber sistemin çevrenin kendimin hatalarından dolayı yılların çöpe gitmesi ve yalnızlığın bu durumda daha da güçlenerek büyümesi.

Zor bir dönem yaşarken, üzücü olan bir damla gözyaşı bile olsa akması gereken, sarılıp ağlayabilecek dostların çok uzaklarda oluşu. Kendi kendine rahatlamaya çalışmak, mutlu olmak için çaba harcarken gerçekten zor.

Hayatın keskin dönüşleri olmalı elbet, monoton ve sıradan bir hayatın huzur ve mutluluk getireceğini düşünmemekle beraber güzel gözleri güzel gören bir çift göz sevgiyle baksa, sıcak el mutluluk verse istiyor insan bazen…

Ne alakası mı var, horoz şekeri ile? Çocukluğumdan beni mutlu eden şeylerden en bariz olanı horoz şeker, bulamıyorum bu aralar, bulsam da mutlu eder mi acaba?